2 Ağustos 2011 Salı

İSLAM ÂLEMİNİN MUZDARİP ÇOCUĞU: M. İKBAL


Zaman yazarı Mehmet Niyazi, İslam aleminin muzdarip çocuğu Pakistanlı büyük düşünür Muhammed İkbal'i ve şaheseri Cavidname'yi yazdı:


HABER MERKEZİ / TİMETURK

Zaman yazarı Mehmet Niyazi, Muhammed İkbal'in Cavidname'si ile ilgili bir yazı kaleme aldı.

Cavidname nedir?

"Fikret'in 'Haluk'un Defteri',' Mehmed Akif'in 'Asım'ın Nesli' ne ise 'Cavidname' de odur."

İŞTE MEHMET NİYAZİ'NİN O YAZISI:

Doğu ve Batı'da dönemin en önemli kurumlarında öğrenim görmüş şair, düşünür ve hukukçu Muhammed İkbal aynı zamanda Şark'ın, İslam âleminin muzdarip çocuğudur.

Cambridge'de okumuş, Münih Üniversitesi'nde doktora yapmış İkbal, buralardan aldıklarını milletinin, ümmetinin hizmetine cömertçe sunmuştur. Pek çok filozofu, ünlü bilim adamını, çağa damgasını basmış aydını yakından tanımak fırsatını bulmuş, ama kendisine önder, mürşit olarak yedi yüzyıl önce yaşamış Mevlânâ'yı seçmiştir. O zaman diliminde Doğu tamamen gözden düşmüş olmasına rağmen İkbal'in önyargılara esir olmaması, nasıl bir idrak sahibi olduğunu göstermektedir.

Ona göre felsefe, düşünme, olaylar arasında ilişki kurma gayreti, din ise hem hayat hem de yaratılışı idrak etmektir. Din, bilim ve felsefeden farklı olarak varlığın özünü kavramaktır. Bunda yeterince başarılı olmak için de ilmin elde ettiği sonuçlardan ve felsefenin ufuklarından yararlanmak gerekir. Bilim, realitenin müşahede edilebilir yanını yakalar; felsefe teorisini kurar; din topluca izah yapar.

İkbal, gerçekten büyük bir bilgedir; geniş halk kitlelerini pek ilgilendirmeyen, ilmin ve bilhassa felsefenin çetrefil konularından biri olan zaman ve mekân kavramlarına İslami bir anlayışla yaklaşmış, yüzyıllar boyunca etkili olmuş filozoflardan daha tutarlı hükümler vermiştir.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde Mehmet S.Aydın, İkbal'in şiir telakkisini şöyle değerlendirmektedir: "İkbal şiirde açık ve seçikliğin şart olmadığını, hatta şiirdeki muğlâk unsurların duygu dünyasını etkilemede yararlı olabileceğini söyler. Fakat onun sanat anlayışını "fonksiyonalizm" şeklinde nitelemek mümkündür. İkbal, sanat; sanat içindir anlayışını benimsemez. Sanat, insana ve topluma hayat vermeli, benliğini güçlendirmeli, Musa'nın elindeki asa gibi batılı yok edip gerçeği ortaya çıkarmalıdır. Onun şiirde bir tek hedefi vardır; Müslümanlara gerek fert, gerekse ümmet olarak kendi kişiliklerini geliştirip güçlerini yeniden kazanmalarını öğretmektir. Bu açıdan bakınca İkbal'in şaheseri kabul edilen "Cavidname"yi niçin kaleme aldığını rahatça görürüz. Fikret'in "Haluk'un Defteri", Mehmed Akif'in "Asım'ın Nesli" ne ise "Cavidname" de odur. Oğlu Cavid'in şahsında Müslüman gençlere hitap etmekte, onlara yol göstermektedir. Cavid, toplumun sorunlarını omuzlayan, maneviyat yolcusudur. İkbal'e göre Müslüman, aktif insandır; tarihe bakınca da aktifliklerini nesiller boyu sürdürdüğüne şahit oluyoruz. Müslüman olarak bizi ancak gayret var eder; onun çığlığı Akif'in "Ey millet-i merhume" diye haykırışından farksızdır.

İkbal'in hedefi "insan-ı kamil" yetiştirmektir. Felsefeyle ilgilenenler onun "insan-ı kamil"ini Nietzsche'nin "üstün insan"ına benzetirler. Buna cevabı bizzat İkbal vermektedir. Üstün insanın Tanrı'yla, maneviyatla ilgisi yoktur; kâmil insan ise tam inanmış, topluma karşı sorumluluğunu müdrik insandır.

1911'de Trablusgarb'a çıkarma yapan İtalyanlara karşı bir avuç kahramanımızın destan yazdığı günlerde rüyasında Peygamber Efendimiz'i görür. Kendisine hediye olarak ne getirdiğini sorması üzerine o da şehitlerimizin kanının bulunduğu şişeyi Resulullah'a sunar.

Sömürgecilere karşı bir tek Türklerin ve onların koruyabildikleri Müslümanların varlıklarını sürdürebildiklerini belirtir. Günün birinde insanlığın muhtaç olduğu İslam Rönesanssı gerçekleşirse, bunu Türklerin yapabileceği görüşündedir. Ancak sonraki yıllarda Batılılaşma hareketlerini ele alıp üzüntüsünü dile getirir.

Ona göre Batı'yı taklitte başarılı olmak, ancak değerlerinden vazgeçmekle mümkündür. O vakit neyin kurtarılabileceğini sormak gerekmez mi? Kanaatince Batı'nın gücü yaşantısından değil, ilim ve tekniğinden geliyor. İlim ve tekniğin hayatlarını paylaşmakla değil ancak beyinle alınabileceğini söylüyor.

Cavidname'yi Farsçadan dilimize şiir olarak Ahmet Metin Şahin tercüme etmiştir. Kitabına yazdığı önsözde İkbal'i Türk okuyucusuna rahmetli Ali Nihat Tarlan'ın tanıttığını belirttikten sonra Cavidname'yi ilk olarak dilimize Annemarie Schimmel'in şerhli bir şekilde kazandırdığını ifade eder. Tarlan'ı ve Schimmel'i anmakla kadirşinaslığını gösteren Şahin, kitabının önsözünde şunu da yazıyor: "İkbal'i Türkçeye tam aktardığımı söylemem mümkün değildir; zira o büyük bir dehâ ben ise aczini bilen ufak bir şairim." Dostum Ahmet Metin Şahin'in şairlik derecesini bilemem, ama yazdığı bu cümlelerden dolayı övünülecek bir şahsiyete sahip olduğunu rahatça söyleyebilirim.

Timetürk- 01 Ağustos 2011 Pazartesi - 17:19

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder